Dün Garrick Theatre’da #TheProducers müzikalini izledim. Başarısız bir tiyatro yapımcısı Max Bialystock’la muhasebecisi Leo Bloom’un, yatırımcılardan gelen parayla Broadway tarihinin en kötü prodüksiyonunu yapıp, oyunu erken sonlandırıp, kalan parayı da cebe indirme çabalarını anlatıyor. Ama tutmaz diye düşünülen projenin tutacağı olur… Bu müzikalde olduğu gibi. Çok eğlenceli, çok komik, inanılmaz yüksek enerjiyle oynanan bir oyundu. Leo Bloom rolündeki Marc Antolin’e hayran kaldım. Mükemmel oynuyordu. Londra’da olup da eğlenceli ne izlesek diye düşünen varsa tavsiye ederim.
Dün Trafalgar Theatre’da Oh, Mary!’yi izledim. Cole Escola’nın yazdığı, Sam Pinkleton’ın yönettiği, çok hızlı bir tempoda oynanan, 80 dakikalık şahane bir komedi. Abraham Lincoln’ün karısı Mary Todd Lincoln’ın First Lady’lik görevinden bunalarak bir kabare yıldızı olma hayali üzerinden, kadının bastırılmış, mutsuz hayatını anlatıyor durum komedisi ve aşırı abartı ile. Mary’yi oynayan Mason Alexander Park olağanüstüydü. İnanılmaz bir espri anlayışı, müthiş bir komedi zamanlaması ve çok zengin bir oyunculuk malzemesi var. Bu role onu bildiğimiz bütün çizgi film karakterleri hazırlamış gibi… Tüm oyuncular arasında gerçekten çok güçlü bir üslup birliği var. Bir an bile boşluk olmuyor oyunda. Bazı seyirciler bu yaklaşımı belki fazla abartılı bulabilir ama ben çok güldüm. Herkese tavsiye edebileceğim, çok komik bir oyun. @ohmaryplayuk #ohmary
Dün Trafalgar Theatre’da Oh, Mary!’yi izledim. Cole Escola’nın yazdığı, Sam Pinkleton’ın yönettiği, çok hızlı bir tempoda oynanan, 80 dakikalık şahane bir komedi. Abraham Lincoln’ün karısı Mary Todd Lincoln’ın First Lady’lik görevinden bunalarak bir kabare yıldızı olma hayali üzerinden, kadının bastırılmış, mutsuz hayatını anlatıyor durum komedisi ve aşırı abartı ile. Mary’yi oynayan Mason Alexander Park olağanüstüydü. İnanılmaz bir espri anlayışı, müthiş bir komedi zamanlaması ve çok zengin bir oyunculuk malzemesi var. Bu role onu bildiğimiz bütün çizgi film karakterleri hazırlamış gibi… Tüm oyuncular arasında gerçekten çok güçlü bir üslup birliği var. Bir an bile boşluk olmuyor oyunda. Bazı seyirciler bu yaklaşımı belki fazla abartılı bulabilir ama ben çok güldüm. Herkese tavsiye edebileceğim, çok komik bir oyun. @ohmaryplayuk #ohmary
Dün Trafalgar Theatre’da Oh, Mary!’yi izledim. Cole Escola’nın yazdığı, Sam Pinkleton’ın yönettiği, çok hızlı bir tempoda oynanan, 80 dakikalık şahane bir komedi. Abraham Lincoln’ün karısı Mary Todd Lincoln’ın First Lady’lik görevinden bunalarak bir kabare yıldızı olma hayali üzerinden, kadının bastırılmış, mutsuz hayatını anlatıyor durum komedisi ve aşırı abartı ile. Mary’yi oynayan Mason Alexander Park olağanüstüydü. İnanılmaz bir espri anlayışı, müthiş bir komedi zamanlaması ve çok zengin bir oyunculuk malzemesi var. Bu role onu bildiğimiz bütün çizgi film karakterleri hazırlamış gibi… Tüm oyuncular arasında gerçekten çok güçlü bir üslup birliği var. Bir an bile boşluk olmuyor oyunda. Bazı seyirciler bu yaklaşımı belki fazla abartılı bulabilir ama ben çok güldüm. Herkese tavsiye edebileceğim, çok komik bir oyun. @ohmaryplayuk #ohmary
Dün Trafalgar Theatre’da Oh, Mary!’yi izledim. Cole Escola’nın yazdığı, Sam Pinkleton’ın yönettiği, çok hızlı bir tempoda oynanan, 80 dakikalık şahane bir komedi. Abraham Lincoln’ün karısı Mary Todd Lincoln’ın First Lady’lik görevinden bunalarak bir kabare yıldızı olma hayali üzerinden, kadının bastırılmış, mutsuz hayatını anlatıyor durum komedisi ve aşırı abartı ile. Mary’yi oynayan Mason Alexander Park olağanüstüydü. İnanılmaz bir espri anlayışı, müthiş bir komedi zamanlaması ve çok zengin bir oyunculuk malzemesi var. Bu role onu bildiğimiz bütün çizgi film karakterleri hazırlamış gibi… Tüm oyuncular arasında gerçekten çok güçlü bir üslup birliği var. Bir an bile boşluk olmuyor oyunda. Bazı seyirciler bu yaklaşımı belki fazla abartılı bulabilir ama ben çok güldüm. Herkese tavsiye edebileceğim, çok komik bir oyun. @ohmaryplayuk #ohmary
Dün Trafalgar Theatre’da Oh, Mary!’yi izledim. Cole Escola’nın yazdığı, Sam Pinkleton’ın yönettiği, çok hızlı bir tempoda oynanan, 80 dakikalık şahane bir komedi. Abraham Lincoln’ün karısı Mary Todd Lincoln’ın First Lady’lik görevinden bunalarak bir kabare yıldızı olma hayali üzerinden, kadının bastırılmış, mutsuz hayatını anlatıyor durum komedisi ve aşırı abartı ile. Mary’yi oynayan Mason Alexander Park olağanüstüydü. İnanılmaz bir espri anlayışı, müthiş bir komedi zamanlaması ve çok zengin bir oyunculuk malzemesi var. Bu role onu bildiğimiz bütün çizgi film karakterleri hazırlamış gibi… Tüm oyuncular arasında gerçekten çok güçlü bir üslup birliği var. Bir an bile boşluk olmuyor oyunda. Bazı seyirciler bu yaklaşımı belki fazla abartılı bulabilir ama ben çok güldüm. Herkese tavsiye edebileceğim, çok komik bir oyun. @ohmaryplayuk #ohmary
Dün Trafalgar Theatre’da Oh, Mary!’yi izledim. Cole Escola’nın yazdığı, Sam Pinkleton’ın yönettiği, çok hızlı bir tempoda oynanan, 80 dakikalık şahane bir komedi. Abraham Lincoln’ün karısı Mary Todd Lincoln’ın First Lady’lik görevinden bunalarak bir kabare yıldızı olma hayali üzerinden, kadının bastırılmış, mutsuz hayatını anlatıyor durum komedisi ve aşırı abartı ile. Mary’yi oynayan Mason Alexander Park olağanüstüydü. İnanılmaz bir espri anlayışı, müthiş bir komedi zamanlaması ve çok zengin bir oyunculuk malzemesi var. Bu role onu bildiğimiz bütün çizgi film karakterleri hazırlamış gibi… Tüm oyuncular arasında gerçekten çok güçlü bir üslup birliği var. Bir an bile boşluk olmuyor oyunda. Bazı seyirciler bu yaklaşımı belki fazla abartılı bulabilir ama ben çok güldüm. Herkese tavsiye edebileceğim, çok komik bir oyun. @ohmaryplayuk #ohmary
Dün Trafalgar Theatre’da Oh, Mary!’yi izledim. Cole Escola’nın yazdığı, Sam Pinkleton’ın yönettiği, çok hızlı bir tempoda oynanan, 80 dakikalık şahane bir komedi. Abraham Lincoln’ün karısı Mary Todd Lincoln’ın First Lady’lik görevinden bunalarak bir kabare yıldızı olma hayali üzerinden, kadının bastırılmış, mutsuz hayatını anlatıyor durum komedisi ve aşırı abartı ile. Mary’yi oynayan Mason Alexander Park olağanüstüydü. İnanılmaz bir espri anlayışı, müthiş bir komedi zamanlaması ve çok zengin bir oyunculuk malzemesi var. Bu role onu bildiğimiz bütün çizgi film karakterleri hazırlamış gibi… Tüm oyuncular arasında gerçekten çok güçlü bir üslup birliği var. Bir an bile boşluk olmuyor oyunda. Bazı seyirciler bu yaklaşımı belki fazla abartılı bulabilir ama ben çok güldüm. Herkese tavsiye edebileceğim, çok komik bir oyun. @ohmaryplayuk #ohmary
Dün Trafalgar Theatre’da Oh, Mary!’yi izledim. Cole Escola’nın yazdığı, Sam Pinkleton’ın yönettiği, çok hızlı bir tempoda oynanan, 80 dakikalık şahane bir komedi. Abraham Lincoln’ün karısı Mary Todd Lincoln’ın First Lady’lik görevinden bunalarak bir kabare yıldızı olma hayali üzerinden, kadının bastırılmış, mutsuz hayatını anlatıyor durum komedisi ve aşırı abartı ile. Mary’yi oynayan Mason Alexander Park olağanüstüydü. İnanılmaz bir espri anlayışı, müthiş bir komedi zamanlaması ve çok zengin bir oyunculuk malzemesi var. Bu role onu bildiğimiz bütün çizgi film karakterleri hazırlamış gibi… Tüm oyuncular arasında gerçekten çok güçlü bir üslup birliği var. Bir an bile boşluk olmuyor oyunda. Bazı seyirciler bu yaklaşımı belki fazla abartılı bulabilir ama ben çok güldüm. Herkese tavsiye edebileceğim, çok komik bir oyun. @ohmaryplayuk #ohmary
Geçtiğimiz akşam Harold Pinter Theatre’da #HighNoon’u izledim. Filmini çok sevdiğim, oyuncu kadrosunda da The Morning Show’un Cory’si Billy Crudup ve People, Places & Things’de izleyip hayran olduğum Denise Gough’un olduğunu görünce hemen bilet aldım. High Noon, bir kasaba şerifinin beş yıl önce hapse gönderdiği bir suçlunun hapisten çıktığını öğrenmesi ve intkam almak için tekrar kasabaya döneceğinin haberini almasıyla başlıyor. Ne yazık ki oyun beklentimin altında kaldı. Rejisi çok demodeydi ve oyun sanki ne anlatmak istediğine, hatta ne tür bir oyun olduğuna bile tam karar verememiş gibiydi. Bir sahnede fazlasıyla dramatik bir hava varken, hemen ardından clownesque bir karakter girip tüm atmosferi başka bir yöne çekiyor, sonra da bir anda ağlayarak şarkı söylenen bir sahneye geçiliyordu. Bu ton ve tür karmaşası, metnin kurmaya çalıştığı gerilimi maalesef dağıtıyordu. Kadro bu kadar iyiyken, çok daha cesur ve çağdaş bir yorum izleyebilirdik. İyi olan pek çok şey bir araya gelse de bazen olmuyor. Bu oyun da maalesef o örneklerden biri oldu.
Geçtiğimiz akşam Harold Pinter Theatre’da #HighNoon’u izledim. Filmini çok sevdiğim, oyuncu kadrosunda da The Morning Show’un Cory’si Billy Crudup ve People, Places & Things’de izleyip hayran olduğum Denise Gough’un olduğunu görünce hemen bilet aldım. High Noon, bir kasaba şerifinin beş yıl önce hapse gönderdiği bir suçlunun hapisten çıktığını öğrenmesi ve intkam almak için tekrar kasabaya döneceğinin haberini almasıyla başlıyor. Ne yazık ki oyun beklentimin altında kaldı. Rejisi çok demodeydi ve oyun sanki ne anlatmak istediğine, hatta ne tür bir oyun olduğuna bile tam karar verememiş gibiydi. Bir sahnede fazlasıyla dramatik bir hava varken, hemen ardından clownesque bir karakter girip tüm atmosferi başka bir yöne çekiyor, sonra da bir anda ağlayarak şarkı söylenen bir sahneye geçiliyordu. Bu ton ve tür karmaşası, metnin kurmaya çalıştığı gerilimi maalesef dağıtıyordu. Kadro bu kadar iyiyken, çok daha cesur ve çağdaş bir yorum izleyebilirdik. İyi olan pek çok şey bir araya gelse de bazen olmuyor. Bu oyun da maalesef o örneklerden biri oldu.
Geçtiğimiz akşam Harold Pinter Theatre’da #HighNoon’u izledim. Filmini çok sevdiğim, oyuncu kadrosunda da The Morning Show’un Cory’si Billy Crudup ve People, Places & Things’de izleyip hayran olduğum Denise Gough’un olduğunu görünce hemen bilet aldım. High Noon, bir kasaba şerifinin beş yıl önce hapse gönderdiği bir suçlunun hapisten çıktığını öğrenmesi ve intkam almak için tekrar kasabaya döneceğinin haberini almasıyla başlıyor. Ne yazık ki oyun beklentimin altında kaldı. Rejisi çok demodeydi ve oyun sanki ne anlatmak istediğine, hatta ne tür bir oyun olduğuna bile tam karar verememiş gibiydi. Bir sahnede fazlasıyla dramatik bir hava varken, hemen ardından clownesque bir karakter girip tüm atmosferi başka bir yöne çekiyor, sonra da bir anda ağlayarak şarkı söylenen bir sahneye geçiliyordu. Bu ton ve tür karmaşası, metnin kurmaya çalıştığı gerilimi maalesef dağıtıyordu. Kadro bu kadar iyiyken, çok daha cesur ve çağdaş bir yorum izleyebilirdik. İyi olan pek çok şey bir araya gelse de bazen olmuyor. Bu oyun da maalesef o örneklerden biri oldu.
Geçtiğimiz akşam Harold Pinter Theatre’da #HighNoon’u izledim. Filmini çok sevdiğim, oyuncu kadrosunda da The Morning Show’un Cory’si Billy Crudup ve People, Places & Things’de izleyip hayran olduğum Denise Gough’un olduğunu görünce hemen bilet aldım. High Noon, bir kasaba şerifinin beş yıl önce hapse gönderdiği bir suçlunun hapisten çıktığını öğrenmesi ve intkam almak için tekrar kasabaya döneceğinin haberini almasıyla başlıyor. Ne yazık ki oyun beklentimin altında kaldı. Rejisi çok demodeydi ve oyun sanki ne anlatmak istediğine, hatta ne tür bir oyun olduğuna bile tam karar verememiş gibiydi. Bir sahnede fazlasıyla dramatik bir hava varken, hemen ardından clownesque bir karakter girip tüm atmosferi başka bir yöne çekiyor, sonra da bir anda ağlayarak şarkı söylenen bir sahneye geçiliyordu. Bu ton ve tür karmaşası, metnin kurmaya çalıştığı gerilimi maalesef dağıtıyordu. Kadro bu kadar iyiyken, çok daha cesur ve çağdaş bir yorum izleyebilirdik. İyi olan pek çok şey bir araya gelse de bazen olmuyor. Bu oyun da maalesef o örneklerden biri oldu.
Geçtiğimiz akşam Harold Pinter Theatre’da #HighNoon’u izledim. Filmini çok sevdiğim, oyuncu kadrosunda da The Morning Show’un Cory’si Billy Crudup ve People, Places & Things’de izleyip hayran olduğum Denise Gough’un olduğunu görünce hemen bilet aldım. High Noon, bir kasaba şerifinin beş yıl önce hapse gönderdiği bir suçlunun hapisten çıktığını öğrenmesi ve intkam almak için tekrar kasabaya döneceğinin haberini almasıyla başlıyor. Ne yazık ki oyun beklentimin altında kaldı. Rejisi çok demodeydi ve oyun sanki ne anlatmak istediğine, hatta ne tür bir oyun olduğuna bile tam karar verememiş gibiydi. Bir sahnede fazlasıyla dramatik bir hava varken, hemen ardından clownesque bir karakter girip tüm atmosferi başka bir yöne çekiyor, sonra da bir anda ağlayarak şarkı söylenen bir sahneye geçiliyordu. Bu ton ve tür karmaşası, metnin kurmaya çalıştığı gerilimi maalesef dağıtıyordu. Kadro bu kadar iyiyken, çok daha cesur ve çağdaş bir yorum izleyebilirdik. İyi olan pek çok şey bir araya gelse de bazen olmuyor. Bu oyun da maalesef o örneklerden biri oldu.
Geçtiğimiz akşam Harold Pinter Theatre’da #HighNoon’u izledim. Filmini çok sevdiğim, oyuncu kadrosunda da The Morning Show’un Cory’si Billy Crudup ve People, Places & Things’de izleyip hayran olduğum Denise Gough’un olduğunu görünce hemen bilet aldım. High Noon, bir kasaba şerifinin beş yıl önce hapse gönderdiği bir suçlunun hapisten çıktığını öğrenmesi ve intkam almak için tekrar kasabaya döneceğinin haberini almasıyla başlıyor. Ne yazık ki oyun beklentimin altında kaldı. Rejisi çok demodeydi ve oyun sanki ne anlatmak istediğine, hatta ne tür bir oyun olduğuna bile tam karar verememiş gibiydi. Bir sahnede fazlasıyla dramatik bir hava varken, hemen ardından clownesque bir karakter girip tüm atmosferi başka bir yöne çekiyor, sonra da bir anda ağlayarak şarkı söylenen bir sahneye geçiliyordu. Bu ton ve tür karmaşası, metnin kurmaya çalıştığı gerilimi maalesef dağıtıyordu. Kadro bu kadar iyiyken, çok daha cesur ve çağdaş bir yorum izleyebilirdik. İyi olan pek çok şey bir araya gelse de bazen olmuyor. Bu oyun da maalesef o örneklerden biri oldu.
Geçtiğimiz akşam sohoplace’te John le Carré’nin romanından David Eldridge’in uyarladığı #TheSpyWhoCameInFromTheCold’u izledik. Soğuk Savaş döneminde geçen, iki perdelik bir casusluk hikayesiydi. Oyunun yönetmeni, severek izlediğim People, Places and Things oyununun da yönetmeni olan Jeremy Herrin. Fiedler rolünü Türk oyuncu Philip Arditti oynuyor. Philip’i daha önce başka oyunlarda da izlemiştim Londra’da. Bu oyunda da yine çok iyiydi. Bir türk oyuncuyu iyi yönetmelerin, iyi projelerinde ve bir kişilik yer olmayan koca salonlarda izlemek çok gurur verici. 👏🏻👏🏻👏🏻❤️❤️
Dün Wyndham’s Theatre’da Arthur Miller klasiği #AllMySons’ı izledim. Yönetmen Ivo van Hove müthiş bir reji yapmış. Son derece sade bir dekorda; oyunun başında devrilen bir ağaç kütüğü etrafında oynanıyor bütün oyun. İnanılmaz basit bir buluş ama çok etkileyici ve acıklı bir metafor… Tom Gibbons’ın müzik ve ses tasarımı muhteşemdi. Müzikleri fark etmemek imkansız. Daha önce National Theatre prodüksiyonu Network’te izleyip hayran kaldığım Bryan Cranston yine olağanüstüydü. Müthiş sade, doğal ve derindi. Gerçekten inanılmaz bir oyuncu. Oyunla ilgili söyleyebileceğim tek olumsuz şey; 2 saat 15 dakika, tek perde oynanmasıydı. Biraz yanlarım ağrımadı değil… 😁 Oyun bittikten sonra tiyatronun ne kadar muhteşem bir şey olduğunu ve bir salonda oturup iyi bir oyun izlemenin ne kadar büyük bir şans olduğunu düşündüm.
Dün Wyndham’s Theatre’da Arthur Miller klasiği #AllMySons’ı izledim. Yönetmen Ivo van Hove müthiş bir reji yapmış. Son derece sade bir dekorda; oyunun başında devrilen bir ağaç kütüğü etrafında oynanıyor bütün oyun. İnanılmaz basit bir buluş ama çok etkileyici ve acıklı bir metafor… Tom Gibbons’ın müzik ve ses tasarımı muhteşemdi. Müzikleri fark etmemek imkansız. Daha önce National Theatre prodüksiyonu Network’te izleyip hayran kaldığım Bryan Cranston yine olağanüstüydü. Müthiş sade, doğal ve derindi. Gerçekten inanılmaz bir oyuncu. Oyunla ilgili söyleyebileceğim tek olumsuz şey; 2 saat 15 dakika, tek perde oynanmasıydı. Biraz yanlarım ağrımadı değil… 😁 Oyun bittikten sonra tiyatronun ne kadar muhteşem bir şey olduğunu ve bir salonda oturup iyi bir oyun izlemenin ne kadar büyük bir şans olduğunu düşündüm.
Dün Wyndham’s Theatre’da Arthur Miller klasiği #AllMySons’ı izledim. Yönetmen Ivo van Hove müthiş bir reji yapmış. Son derece sade bir dekorda; oyunun başında devrilen bir ağaç kütüğü etrafında oynanıyor bütün oyun. İnanılmaz basit bir buluş ama çok etkileyici ve acıklı bir metafor… Tom Gibbons’ın müzik ve ses tasarımı muhteşemdi. Müzikleri fark etmemek imkansız. Daha önce National Theatre prodüksiyonu Network’te izleyip hayran kaldığım Bryan Cranston yine olağanüstüydü. Müthiş sade, doğal ve derindi. Gerçekten inanılmaz bir oyuncu. Oyunla ilgili söyleyebileceğim tek olumsuz şey; 2 saat 15 dakika, tek perde oynanmasıydı. Biraz yanlarım ağrımadı değil… 😁 Oyun bittikten sonra tiyatronun ne kadar muhteşem bir şey olduğunu ve bir salonda oturup iyi bir oyun izlemenin ne kadar büyük bir şans olduğunu düşündüm.
Dün Wyndham’s Theatre’da Arthur Miller klasiği #AllMySons’ı izledim. Yönetmen Ivo van Hove müthiş bir reji yapmış. Son derece sade bir dekorda; oyunun başında devrilen bir ağaç kütüğü etrafında oynanıyor bütün oyun. İnanılmaz basit bir buluş ama çok etkileyici ve acıklı bir metafor… Tom Gibbons’ın müzik ve ses tasarımı muhteşemdi. Müzikleri fark etmemek imkansız. Daha önce National Theatre prodüksiyonu Network’te izleyip hayran kaldığım Bryan Cranston yine olağanüstüydü. Müthiş sade, doğal ve derindi. Gerçekten inanılmaz bir oyuncu. Oyunla ilgili söyleyebileceğim tek olumsuz şey; 2 saat 15 dakika, tek perde oynanmasıydı. Biraz yanlarım ağrımadı değil… 😁 Oyun bittikten sonra tiyatronun ne kadar muhteşem bir şey olduğunu ve bir salonda oturup iyi bir oyun izlemenin ne kadar büyük bir şans olduğunu düşündüm.
Dün Wyndham’s Theatre’da Arthur Miller klasiği #AllMySons’ı izledim. Yönetmen Ivo van Hove müthiş bir reji yapmış. Son derece sade bir dekorda; oyunun başında devrilen bir ağaç kütüğü etrafında oynanıyor bütün oyun. İnanılmaz basit bir buluş ama çok etkileyici ve acıklı bir metafor… Tom Gibbons’ın müzik ve ses tasarımı muhteşemdi. Müzikleri fark etmemek imkansız. Daha önce National Theatre prodüksiyonu Network’te izleyip hayran kaldığım Bryan Cranston yine olağanüstüydü. Müthiş sade, doğal ve derindi. Gerçekten inanılmaz bir oyuncu. Oyunla ilgili söyleyebileceğim tek olumsuz şey; 2 saat 15 dakika, tek perde oynanmasıydı. Biraz yanlarım ağrımadı değil… 😁 Oyun bittikten sonra tiyatronun ne kadar muhteşem bir şey olduğunu ve bir salonda oturup iyi bir oyun izlemenin ne kadar büyük bir şans olduğunu düşündüm.
Dün Wyndham’s Theatre’da Arthur Miller klasiği #AllMySons’ı izledim. Yönetmen Ivo van Hove müthiş bir reji yapmış. Son derece sade bir dekorda; oyunun başında devrilen bir ağaç kütüğü etrafında oynanıyor bütün oyun. İnanılmaz basit bir buluş ama çok etkileyici ve acıklı bir metafor… Tom Gibbons’ın müzik ve ses tasarımı muhteşemdi. Müzikleri fark etmemek imkansız. Daha önce National Theatre prodüksiyonu Network’te izleyip hayran kaldığım Bryan Cranston yine olağanüstüydü. Müthiş sade, doğal ve derindi. Gerçekten inanılmaz bir oyuncu. Oyunla ilgili söyleyebileceğim tek olumsuz şey; 2 saat 15 dakika, tek perde oynanmasıydı. Biraz yanlarım ağrımadı değil… 😁 Oyun bittikten sonra tiyatronun ne kadar muhteşem bir şey olduğunu ve bir salonda oturup iyi bir oyun izlemenin ne kadar büyük bir şans olduğunu düşündüm.
Dün Wyndham’s Theatre’da Arthur Miller klasiği #AllMySons’ı izledim. Yönetmen Ivo van Hove müthiş bir reji yapmış. Son derece sade bir dekorda; oyunun başında devrilen bir ağaç kütüğü etrafında oynanıyor bütün oyun. İnanılmaz basit bir buluş ama çok etkileyici ve acıklı bir metafor… Tom Gibbons’ın müzik ve ses tasarımı muhteşemdi. Müzikleri fark etmemek imkansız. Daha önce National Theatre prodüksiyonu Network’te izleyip hayran kaldığım Bryan Cranston yine olağanüstüydü. Müthiş sade, doğal ve derindi. Gerçekten inanılmaz bir oyuncu. Oyunla ilgili söyleyebileceğim tek olumsuz şey; 2 saat 15 dakika, tek perde oynanmasıydı. Biraz yanlarım ağrımadı değil… 😁 Oyun bittikten sonra tiyatronun ne kadar muhteşem bir şey olduğunu ve bir salonda oturup iyi bir oyun izlemenin ne kadar büyük bir şans olduğunu düşündüm.
Dün Wyndham’s Theatre’da Arthur Miller klasiği #AllMySons’ı izledim. Yönetmen Ivo van Hove müthiş bir reji yapmış. Son derece sade bir dekorda; oyunun başında devrilen bir ağaç kütüğü etrafında oynanıyor bütün oyun. İnanılmaz basit bir buluş ama çok etkileyici ve acıklı bir metafor… Tom Gibbons’ın müzik ve ses tasarımı muhteşemdi. Müzikleri fark etmemek imkansız. Daha önce National Theatre prodüksiyonu Network’te izleyip hayran kaldığım Bryan Cranston yine olağanüstüydü. Müthiş sade, doğal ve derindi. Gerçekten inanılmaz bir oyuncu. Oyunla ilgili söyleyebileceğim tek olumsuz şey; 2 saat 15 dakika, tek perde oynanmasıydı. Biraz yanlarım ağrımadı değil… 😁 Oyun bittikten sonra tiyatronun ne kadar muhteşem bir şey olduğunu ve bir salonda oturup iyi bir oyun izlemenin ne kadar büyük bir şans olduğunu düşündüm.