New York Şubat 2025… Evlenmeye karar verdiğimiz yerdi bizim için New York. 10 sene sonra yeniden orada olmak tuhaf hissettirdi. Ne kadar hızlı geçmiş zaman. Ne çok şey olmuş bitmiş. Ne kadar çok şey yaşamışız birlikte… Olağanüstü güzel ve olağanüstü zor deneyimler. Hepsi birlikte. Hayat bu demek. İyisiyle kötüsüyle anılar biriktirmek. Son ana geldiğimizde ve geriye dönüp baktığımızda elimizde olan sadece bunlar olacak çünkü. Sadece anılar… Kıymetini bilmek gerek…
New York Şubat 2025… Evlenmeye karar verdiğimiz yerdi bizim için New York. 10 sene sonra yeniden orada olmak tuhaf hissettirdi. Ne kadar hızlı geçmiş zaman. Ne çok şey olmuş bitmiş. Ne kadar çok şey yaşamışız birlikte… Olağanüstü güzel ve olağanüstü zor deneyimler. Hepsi birlikte. Hayat bu demek. İyisiyle kötüsüyle anılar biriktirmek. Son ana geldiğimizde ve geriye dönüp baktığımızda elimizde olan sadece bunlar olacak çünkü. Sadece anılar… Kıymetini bilmek gerek…
New York Şubat 2025… Evlenmeye karar verdiğimiz yerdi bizim için New York. 10 sene sonra yeniden orada olmak tuhaf hissettirdi. Ne kadar hızlı geçmiş zaman. Ne çok şey olmuş bitmiş. Ne kadar çok şey yaşamışız birlikte… Olağanüstü güzel ve olağanüstü zor deneyimler. Hepsi birlikte. Hayat bu demek. İyisiyle kötüsüyle anılar biriktirmek. Son ana geldiğimizde ve geriye dönüp baktığımızda elimizde olan sadece bunlar olacak çünkü. Sadece anılar… Kıymetini bilmek gerek…
New York Şubat 2025… Evlenmeye karar verdiğimiz yerdi bizim için New York. 10 sene sonra yeniden orada olmak tuhaf hissettirdi. Ne kadar hızlı geçmiş zaman. Ne çok şey olmuş bitmiş. Ne kadar çok şey yaşamışız birlikte… Olağanüstü güzel ve olağanüstü zor deneyimler. Hepsi birlikte. Hayat bu demek. İyisiyle kötüsüyle anılar biriktirmek. Son ana geldiğimizde ve geriye dönüp baktığımızda elimizde olan sadece bunlar olacak çünkü. Sadece anılar… Kıymetini bilmek gerek…
New York Şubat 2025… Evlenmeye karar verdiğimiz yerdi bizim için New York. 10 sene sonra yeniden orada olmak tuhaf hissettirdi. Ne kadar hızlı geçmiş zaman. Ne çok şey olmuş bitmiş. Ne kadar çok şey yaşamışız birlikte… Olağanüstü güzel ve olağanüstü zor deneyimler. Hepsi birlikte. Hayat bu demek. İyisiyle kötüsüyle anılar biriktirmek. Son ana geldiğimizde ve geriye dönüp baktığımızda elimizde olan sadece bunlar olacak çünkü. Sadece anılar… Kıymetini bilmek gerek…
Dünya tarih boyunca pek çok protestoya sahne oldu. Kimi son derece şiddet içeriyordu, kimi ise son derece barışçıldı. Peki bu protestolar gerçekten işe yaramış mıydı? Bu sorunun cevabını ararken yaptığım araştırma beni çok şaşırttı. Barışçıl protestoların neler yapabildiğini anlamak bence herkesin bilmesi gereken bir konu. Konu ile ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz Harvard’lı siyaset bilimci Erika Chenowert’in şiddet içermeyen sivil direniş hareketleriyle ilgili Sivil Direniş Neden İşe Yarar, Şiddetsiz Çatışmanın Stratejik Mantığı adlı Türkçe’ye de çevrilmiş kitabını okuyabilirsiniz.
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım!”
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım!”
Eşim dahil herkes külçe gibi ağır çantalarımda ne taşıdığımı sorup duruyor. Evden çıkmadan evvel neden bu soruyu cevaplamıyorum dedim…
Eylül ayını geride bırakırken sevdiklerim; yağmurlu sabahlar, gri ve karanlık hava, yalnızlık, sessizlik, kahvaltıda meyveli granola, kahve, mum, tütsü, sararmaya başlayan yapraklar, kitaplar, şömine ateşi, battaniye altında film izlemek…
Eylül ayını geride bırakırken sevdiklerim; yağmurlu sabahlar, gri ve karanlık hava, yalnızlık, sessizlik, kahvaltıda meyveli granola, kahve, mum, tütsü, sararmaya başlayan yapraklar, kitaplar, şömine ateşi, battaniye altında film izlemek…
Eylül ayını geride bırakırken sevdiklerim; yağmurlu sabahlar, gri ve karanlık hava, yalnızlık, sessizlik, kahvaltıda meyveli granola, kahve, mum, tütsü, sararmaya başlayan yapraklar, kitaplar, şömine ateşi, battaniye altında film izlemek…
Eylül ayını geride bırakırken sevdiklerim; yağmurlu sabahlar, gri ve karanlık hava, yalnızlık, sessizlik, kahvaltıda meyveli granola, kahve, mum, tütsü, sararmaya başlayan yapraklar, kitaplar, şömine ateşi, battaniye altında film izlemek…
Eylül ayını geride bırakırken sevdiklerim; yağmurlu sabahlar, gri ve karanlık hava, yalnızlık, sessizlik, kahvaltıda meyveli granola, kahve, mum, tütsü, sararmaya başlayan yapraklar, kitaplar, şömine ateşi, battaniye altında film izlemek…
Eylül ayını geride bırakırken sevdiklerim; yağmurlu sabahlar, gri ve karanlık hava, yalnızlık, sessizlik, kahvaltıda meyveli granola, kahve, mum, tütsü, sararmaya başlayan yapraklar, kitaplar, şömine ateşi, battaniye altında film izlemek…
Eylül ayını geride bırakırken sevdiklerim; yağmurlu sabahlar, gri ve karanlık hava, yalnızlık, sessizlik, kahvaltıda meyveli granola, kahve, mum, tütsü, sararmaya başlayan yapraklar, kitaplar, şömine ateşi, battaniye altında film izlemek…
Eylül ayını geride bırakırken sevdiklerim; yağmurlu sabahlar, gri ve karanlık hava, yalnızlık, sessizlik, kahvaltıda meyveli granola, kahve, mum, tütsü, sararmaya başlayan yapraklar, kitaplar, şömine ateşi, battaniye altında film izlemek…
Eylül ayını geride bırakırken sevdiklerim; yağmurlu sabahlar, gri ve karanlık hava, yalnızlık, sessizlik, kahvaltıda meyveli granola, kahve, mum, tütsü, sararmaya başlayan yapraklar, kitaplar, şömine ateşi, battaniye altında film izlemek…
Evren bir aynadır. Ve ona ne gösterirsen sana onu yansıtır…
Bana her zamanki gibi en iyi gelen şey kitaplar. Son iki ayda okuduğum kitapları buraya sırasıyla yazıyorum. Siyasi atmosferin ve yaşananların yarattığı negatif psikolojiden sıyrılmanın en güzel yolu okumak bence… 1. Yalan Dolan – Veronica Raimo 2. Permafrost – Eva Baltasar 3. Sarı Yüz – R. F. Kuang 4. Kurtlar İmparatorluğu – Jean Christophe Grange 5. Akhilleus’un Şarkısı – Madeline Miller 6. Ebeveynlerde Tükenmişlik
Merhaba… Ekim ayıyla birlikte kitap klubümüz geri dönüyor. Bundan sonra her ayın başında belirleyeceğimiz kitapları hep beraber okuyup ay sonuna doğru İstanbul’da olanlar ile yüz yüze bir araya gelip tartışalım diyorum. İstanbul’da olmayan da online katılırlar o esnada. İlk kitapları okuması kolay olanlardan seçtim. 1- Palomino Molero’yu Kim Öldürdü? – Mario Vargas Llosa 2- Öfke Dansı – Dr. Harriet Lerner Beraber olmak şstediğin arkadaşlarınızı da etiketleyerek haberdar edin lütfen. Ay sonu görüşmek dileğiyle…
Az evvel sevgili @defnesuman ‘ın beni çok düşündüren postuna denk geldim. Yazdıklarını okuyunca ona sımsıkı sarılmak geldi içimden. Öyle sahici, öyle içten ki yazdıkları. Hepimizin yaşadığı ama kimseler görmesin diye üzerini örttüğümüz taraflarımıza sahip çıkmamızın ne derece önemli olduğunu hatırlattı bana. Defne şahane kitaplar yazan ve dünyanın pek çok yerinde okunan bir yazar. Aynı zamanda uzun yıllardır yoga eğitmenliği yapıyor. Eşiyle de beraber Yunanistan’da yaşıyor. Ve arada buraya gidip geliyor. Vize almanın artık çok zorlaştığı günümüzde insanlara yardımcı olmak için golden visa danışmanlığı yapmaya başladığını açıkladı birkaç gün evvel. Ardından bugün bir açıklama yapma gereği hissetti. Bir yazarın ciddi, içe kapanık, başka hiçbir şeyle meşgul olmayan biri olduğu dayatması sebebiyle bazı okurlarından tepki almış. Elbette tam tersini düşünenler daha fazla ama tepkiler onun iç sesinin ona fısıldadıklarıyla birebir aynı olduğu için açıklama gereği hissetmiş. Hepimiz kolektif bilinçaltının bize dayattığı kalıplardan bir hapishane örüyoruz kendimize. Uygun olmadığını, ayıplanacağını yahut kafamızda kurduğumuz imaja zarar vereceğini düşündüğümüz tüm taraflarımızı bastırıp kilitliyoruz bilinçaltımızın derinliklerine. Oysa o taraflarımız da biziz. İşin kötüsü görülmesin diye bastırdığımız tüm yanlarımız bizi yönetmeye devam ediyorlar aslında. Verdiğimiz tüm kararlarda, seçimlerimizde, tepkilerimizde, ilişkilerimizde ya da kariyerimizde yaşadığımız tüm döngülerde onların izi var. Aynı durumu ben de yaşadım. Belki de bu yüzden bu kadar etkilendim. Oyunculuğumun yahut beni ben yapan bazı özelliklerimin yazar kimliğime uygun olmayacağını,beni hedeflediğim noktadan uzaklaştıracağını düşündüm. Oysa şimdi biliyorum ki o taraflarım beni ben yapan renklerim. Yazma stilim, yarattığım evrenler hep o taraflarım sayesinde. Bir yazar şöyle ya da böyle olmalıdır dayatmasına karşıyım ben. Tıpkı diğer mesleklerle ilgili dayatmalara karşı olduğum gibi. Çünkü mesleklerimiz biz değiliz, uğraştığımız işler. Biz çok daha fazlasıyız. Umarım bir gün tüm yazarlar eğer istiyorlarsa hayatlarına yazma dışında başka işler yapmadan devam edebilecekleri noktaya ulaşırlar.👇🏻
Az evvel sevgili @defnesuman ‘ın beni çok düşündüren postuna denk geldim. Yazdıklarını okuyunca ona sımsıkı sarılmak geldi içimden. Öyle sahici, öyle içten ki yazdıkları. Hepimizin yaşadığı ama kimseler görmesin diye üzerini örttüğümüz taraflarımıza sahip çıkmamızın ne derece önemli olduğunu hatırlattı bana. Defne şahane kitaplar yazan ve dünyanın pek çok yerinde okunan bir yazar. Aynı zamanda uzun yıllardır yoga eğitmenliği yapıyor. Eşiyle de beraber Yunanistan’da yaşıyor. Ve arada buraya gidip geliyor. Vize almanın artık çok zorlaştığı günümüzde insanlara yardımcı olmak için golden visa danışmanlığı yapmaya başladığını açıkladı birkaç gün evvel. Ardından bugün bir açıklama yapma gereği hissetti. Bir yazarın ciddi, içe kapanık, başka hiçbir şeyle meşgul olmayan biri olduğu dayatması sebebiyle bazı okurlarından tepki almış. Elbette tam tersini düşünenler daha fazla ama tepkiler onun iç sesinin ona fısıldadıklarıyla birebir aynı olduğu için açıklama gereği hissetmiş. Hepimiz kolektif bilinçaltının bize dayattığı kalıplardan bir hapishane örüyoruz kendimize. Uygun olmadığını, ayıplanacağını yahut kafamızda kurduğumuz imaja zarar vereceğini düşündüğümüz tüm taraflarımızı bastırıp kilitliyoruz bilinçaltımızın derinliklerine. Oysa o taraflarımız da biziz. İşin kötüsü görülmesin diye bastırdığımız tüm yanlarımız bizi yönetmeye devam ediyorlar aslında. Verdiğimiz tüm kararlarda, seçimlerimizde, tepkilerimizde, ilişkilerimizde ya da kariyerimizde yaşadığımız tüm döngülerde onların izi var. Aynı durumu ben de yaşadım. Belki de bu yüzden bu kadar etkilendim. Oyunculuğumun yahut beni ben yapan bazı özelliklerimin yazar kimliğime uygun olmayacağını,beni hedeflediğim noktadan uzaklaştıracağını düşündüm. Oysa şimdi biliyorum ki o taraflarım beni ben yapan renklerim. Yazma stilim, yarattığım evrenler hep o taraflarım sayesinde. Bir yazar şöyle ya da böyle olmalıdır dayatmasına karşıyım ben. Tıpkı diğer mesleklerle ilgili dayatmalara karşı olduğum gibi. Çünkü mesleklerimiz biz değiliz, uğraştığımız işler. Biz çok daha fazlasıyız. Umarım bir gün tüm yazarlar eğer istiyorlarsa hayatlarına yazma dışında başka işler yapmadan devam edebilecekleri noktaya ulaşırlar.👇🏻
Az evvel sevgili @defnesuman ‘ın beni çok düşündüren postuna denk geldim. Yazdıklarını okuyunca ona sımsıkı sarılmak geldi içimden. Öyle sahici, öyle içten ki yazdıkları. Hepimizin yaşadığı ama kimseler görmesin diye üzerini örttüğümüz taraflarımıza sahip çıkmamızın ne derece önemli olduğunu hatırlattı bana. Defne şahane kitaplar yazan ve dünyanın pek çok yerinde okunan bir yazar. Aynı zamanda uzun yıllardır yoga eğitmenliği yapıyor. Eşiyle de beraber Yunanistan’da yaşıyor. Ve arada buraya gidip geliyor. Vize almanın artık çok zorlaştığı günümüzde insanlara yardımcı olmak için golden visa danışmanlığı yapmaya başladığını açıkladı birkaç gün evvel. Ardından bugün bir açıklama yapma gereği hissetti. Bir yazarın ciddi, içe kapanık, başka hiçbir şeyle meşgul olmayan biri olduğu dayatması sebebiyle bazı okurlarından tepki almış. Elbette tam tersini düşünenler daha fazla ama tepkiler onun iç sesinin ona fısıldadıklarıyla birebir aynı olduğu için açıklama gereği hissetmiş. Hepimiz kolektif bilinçaltının bize dayattığı kalıplardan bir hapishane örüyoruz kendimize. Uygun olmadığını, ayıplanacağını yahut kafamızda kurduğumuz imaja zarar vereceğini düşündüğümüz tüm taraflarımızı bastırıp kilitliyoruz bilinçaltımızın derinliklerine. Oysa o taraflarımız da biziz. İşin kötüsü görülmesin diye bastırdığımız tüm yanlarımız bizi yönetmeye devam ediyorlar aslında. Verdiğimiz tüm kararlarda, seçimlerimizde, tepkilerimizde, ilişkilerimizde ya da kariyerimizde yaşadığımız tüm döngülerde onların izi var. Aynı durumu ben de yaşadım. Belki de bu yüzden bu kadar etkilendim. Oyunculuğumun yahut beni ben yapan bazı özelliklerimin yazar kimliğime uygun olmayacağını,beni hedeflediğim noktadan uzaklaştıracağını düşündüm. Oysa şimdi biliyorum ki o taraflarım beni ben yapan renklerim. Yazma stilim, yarattığım evrenler hep o taraflarım sayesinde. Bir yazar şöyle ya da böyle olmalıdır dayatmasına karşıyım ben. Tıpkı diğer mesleklerle ilgili dayatmalara karşı olduğum gibi. Çünkü mesleklerimiz biz değiliz, uğraştığımız işler. Biz çok daha fazlasıyız. Umarım bir gün tüm yazarlar eğer istiyorlarsa hayatlarına yazma dışında başka işler yapmadan devam edebilecekleri noktaya ulaşırlar.👇🏻